Latif Erdoğan

Latif Erdoğan

Sakalını kestiler o kadar

Sakalını kestiler o kadar

Çözüm sürecine baştan beri hayati önem atfeden hatta, ihanetten başka anti tezi olmayan bir icraat olduğunu söyleyen bir kişi olarak, açık ve net olarak ifade ediyorum ki: Çözüm süreci ya da bir başka anlaşma, kesinlikle devletin elini kolunu bağlama ve devleti kendine kilitleme gibi bir öneme sahip olamaz; mesele bu noktaya çekilirse zaten onun adına çözüm süreci ya da herhangi bir anlaşma denmez, vesayet denir, hegemonya denir ki, bu da devlet yapısının çok ciddi yara aldığı, kan kaybına maruz kaldığı anlamına gelir. 

Hele, içte ve dışta devlet zaafını fırsata dönüştürme emeliyle yanıp tutuşan bunca hain, gafil ve düşman güruhu pusuda beklerken, devleti zaafa zorlayıcı beyan ve tekliflerde bulunmak akıllı adam işi değildir; esas olan devletin bekası, vatanın bölünmez bütünlüğüdür, bu meyanda diğer konular ikinci, üçüncü derecede öneme sahiptir.

Kobani bahanesiyle isyan provası yapanlar, devlet- millet bütünlüğü karşısında yeni bir hezimete daha uğradılar. Çözüm sürecinin ise, sadece sakalını kesmiş oldular. Kesilmiş sakal yerine daha gür gelir. Öyle, çünkü hem Kürtler, hem Türkler, hem de ülkedeki diğer etnik kökenli vatandaşlar da gördüler ki, eğer çözüm süreci başlatılmasaydı, 6-8 Ekim’de yaşananlar Türkiye’nin günlük rutin bilançosu olacaktı. Nitekim öncesinde öyleydi. Çözüm sürecinin nasıl ilahi bir lütuf olduğunu, bir kez daha yaşayarak gördük, görmek istemeyen körler de bu vesileyle gördüler.

Hiç kuşkusuz çözüm sürecinin mimarı devletimizdir; ve inisiyatif de sürekli onun elindedir. Ne dış mihrakların ne de bu sürecin İmralı- Kandil gibi yan aktörlerinin söz konusu süreci yönlendirici rol üstlenmelerine şimdiye kadar fırsat verilmediği gibi bundan sonra da fırsat verilmeyecektir. Verilen fırsat, devletin iyi niyet taşıyanlara hatalarından dönme şansı tanımasından ibarettir; gerisi kendilerinin bileceği iştir. Nitekim, Kobani isyan hareketinde takındıkları tavırlar, tanınan şansa liyakatlerini gölgelemiştir. Bu, devletçe onlara verilen fırsatların olumlu sonuçlarından yararlanabilmelerinin tamamen askıya alınmasa da bir süre erteleneceği anlamına gelmektedir. 

Devletler arası ilişkiler karşılıklı çıkar esasına dayanır; tek taraflı güvene asla itibar edilmez. Bizi IŞİD ile sıcak savaşın bir parçası olmaya zorlayanlar, devletin terör örgütü kabul ettiği bir yapıya (PYD) doğrudan yardımcı olmamız hususunda baskı yapanlar, kendi çıkarları açısından isabetli hareket etmiş olsalar da, bizim çıkarlarımız açısından son derece tehlikeli, son derece vahim tekliflerde bulunmuş sayılırlar. Her ülke gibi Türkiye de elbette kendi çıkarlarına öncelik verecektir; ve insani yardımda kusur edilmeden çıkarları açısından öyle de yapmıştır. 

Kobani’deki siviller bütünüyle Türkiye’ye getirilmiş, her türlü ihtiyaçları karşılanmak üzere himaye altına alınmıştır; ancak Kobani’yi bahane edenler bu insani davranışa insanlık dışı bir vahşetle karşılık vermişler kırka yakın insanın ölümüne, milyarlarca liralık zarara sebep olmuşlardır. Bu ayaklanmaya öncülük edenler, yaptıklarını elbette belli bir hesap doğrultusunda yapmışlardır; fakat hesapları ters tepmiş, zaafa uğratmak istedikleri bu devlet bu kaosu da kündeye getirerek söz konusu badireden daha da güçlenerek çıkmış; yıkmak istedikleri hükümet verdiği mükemmellik sınavını başararak kıvamını bir kez daha ispat etmiştir. Önümüzdeki genel seçimler, dediklerimizin fiilen doğrulanması olacaktır.

Paralel yapı bir daha savruldu. İsyancılarla aynı safta durdu. Devletin gücü, milli iradenin dik duruşu isyancıları hezimete uğrattığı gibi aynı safta yer alan paralelcileri de hezimete uğrattı. Gülen’in, artık hiçbir değer ifade etmeyen beyanlarından anlaşılan o ki, 20 milyonluk bir kitleye sahip oldukları vehmi, onları bir kez daha aldattı, umutlandırdı; sonuç yönüyle de bittiklerini, tükendiklerini bir kez daha gün yüzüne çıkardı. 

Gülen, kurumsal ilişkileri, etkinlik ilişkilerini cemaat ilişkisi gibi gösterme gayretine düştü. Cemaat dershanelerinde eğitim gören, okullarında - üniversitelerinde okuyan herkesi, gazetelerine kerhen de olsa abone olan her kişiyi, Türkçe olimpiyatları gibi etkinliklere katılan bütün iştirakçileri aile nüfusunu da hesaba dahil edip, toplamını cemaat olarak ilan etti. Keyfiyeti unutalı çok olduğu gibi, kemiyetteki yanlış hesaba kendisi de inandı. Sonra da üst üste sökün edip gelen yanlış atraksiyonların baş müsebbibi ve azmettiricisi konumuna düştü. Kendisine de takipçilerine de çok yazık etti. Bundan böyle her gelen gün geçen günü arattıracak gibi görünüyor. Yanlış akıntıdan kurtulabilenlere ne mutlu.. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
6 Yorum
Latif Erdoğan Arşivi