Cübbeli Ahmet Hoca

Cübbeli Ahmet Hoca

Kafirlerden fazla zarar veriyorlar

Kafirlerden fazla zarar veriyorlar

Öy­le bü­yük za­man ve ze­min­de­yiz ki kâ­fir­le­rin ya­pa­ma­ya­ca­ğı za­rar­la­rı ho­ca kis­ve­sin­de, ila­hi­yat­çı kı­lı­ğın­da ek­ran­la­ra çı­kan adam­lar yap­ma­ya baş­la­dı. Bu bun­dan ön­ce yok muy­du? Var­dı. Ama bun­la­ra te­le­viz­yon­lar rağ­bet et­mi­yor­du. Mil­le­tin de di­ne il­gi­si yok­tu. Di­ni ko­nu­la­ra iti­bar yok­tu. Ca­mi­ler­de genç yok­tu. Ka­la­ba­lık ce­ma­at­ler yok­tu. Şim­di de çok ol­du­ğu­nu söy­le­ye­me­yiz ama ta­bi son 20 se­ne­de, 28 Şu­ba­t’­ın da ak­si te­si­ri ol­du, ak­si amel yap­tı ya­ni. Mil­let İs­la­m’­a me­yil et­ti. 

YA­SA­ĞIN CA­Zİ­BE­Sİ VAR
İn­san­lar ya­sa­ğa düş­kün­dür. Elif Bâ, Ku­r’­an ya­sak­tı. Tek par­ti dö­ne­min­den bah­se­di­yor ya si­ya­si­ler şim­di. Doğ­ru­dur, öy­le ol­du. Ama o za­man­lar ho­ca­lar ağaç ko­vuk­la­rın­da, san­dal­lar­da, tren va­gon­la­rın­da yol­cuy­muş gi­bi gi­dip ge­le­rek okut­tu ta­le­be­yi. Sü­ley­man Efen­di Haz­ret­le­ri bir işi ol­ma­ma­sı­na rağ­men bi­ni­yor tre­ne İz­mi­t’­e ka­dar gi­di­yor son­ran ora­dan dö­nü­yor­du. O ara­da va­gon­da ilim oku­tu­yor­du. Ni­ye? Çün­kü bir yer­de yap­sa bu işi, he­men ba­sı­la­cak ora­sı da on­dan. Zor za­man­lar­da ye­ti­şen ho­ca­lar ba­kın şim­di ye­tiş­mi­yor. Her yer ser­best, açık ama ye­tiş­mi­yor. Ne­den? Çün­kü in­san ya­sa­ğa düş­kün­dür. Ca­zi­be­si var. İl­gi çe­ken bir yö­nü var ne hik­met­se. Do­la­yı­sıy­la şim­di bir bol­luk var gi­bi gö­rü­nü­yor ama ka­li­te düş­tü, se­vi­ye düş­tü. Bir de müf­sit ya­ni boz­gun­cu ço­ğal­dı.

ARAP ALE­Mİ­NE RE­ZİL OL­DUK
28 Şu­ba­t’­tan son­ra da di­ni re­fe­rans­lar ağır bas­tı bi­raz. Top­lum­da me­yil art­tı, te­mâ­yül art­tı. Bu­nun ge­ti­ri­si ola­rak bi­zim te­le­viz­yon­lar da ço­ğal­dı. Bu te­le­viz­yon­lar rey­ting der­di­ne düş­tü. Bu da ka­li­te­yi, se­vi­ye­yi yer­ler al­tı­na al­dı. Bu­nun­la be­ra­ber “Ho­roz­dan kur­ban olur, ayak­ka­bı­dan kur­ban olu­r” di­ye­cek ka­dar mil­le­ti gül­dü­ren adam­lar her sa­bah ka­dın prog­ram­la­rın­da gö­rün­me­ye baş­la­dı.  Şim­di bun­lar “Biz ilim ve­ri­yo­ruz, ken­di­mi­zi top­lu­ma ta­nı­tı­yo­ruz, ki­ta­bı­mız 
faz­la sa­tı­lı­yor.” di­ye ken­di­le­ri­ni kan­dı­rı­yor­lar. Ora­dan bir isim, iti­bar ya­pı­yor­lar. Ama İs­la­m’­ı ne ha­le ge­tir­dik­le­ri­ni, Müs­lü­man­la­rın ima­jı­nı boz­duk­la­rı­nı 
dü­şün­mü­yor­lar. 

BU ADAM­LAR DE­KAN
Biz Arap dün­ya­sı­na gi­di­yo­ruz, ora­da ho­ca­lar­la, ule­ma ile gö­rü­şü­yo­ruz. On­lar: “Tür­ki­ye­’de ta­vuk­tan kur­ban olur di­yen ho­ca var­mı­ş” di­ye so­ru­yor­lar. Ho­ca var­mış der­ken bu adam­lar da üfü­rük­çü, mü­fü­rük­çü, bo­ya­cı, si­mit­çi de­ğil. Bu adam­lar de­kan. İla­hi­ya­t’­ta de­kan­lık ya­pı­yor. Şim­di bu va­sıf­ta­ki bir ada­mın bu­nu de­me­si Arap âle­mi­ne bi­zi re­zil et­ti me­se­la. Ama bu­ra­da­ki te­le­viz­yon ona bak­maz ki. Rey­tin­gim ço­ğal­sın di­ye ba­kar. Bi­ri onu te­le­fon­la ara­sın, o da ona çat­sın, ev­len­dir­me prog­ram­la­rı gi­bi bir­bir­le­ri­ne ba­ğır­sın­lar. Di­ni de bu­na çe­vir­di­ler. 

iKi DiNLiYiM BEN

3 ta­ne teh­li­ke var. Bi­rin­ci­si din­le­ri yak­laş­tı­ra­lım der­ken, di­ğer din­le­ri de meş­ru gös­ter­me ça­ba­sı ve ba­tıl din­le­rin men­sup­la­rı­nın cen­ne­te gi­de­ce­ği gö­rü­şü. Bu ta­bi o ka­dar ile­ri­ye git­ti ki Müs­lü­man kı­zı Hris­ti­yan pro­fe­sör­le ev­len­dir­me de­re­ce­si­ne var­dı. Ur­fa­’da, Ha­lil İb­ra­him ma­ka­mın­da ol­du bu. Ama ima­ma so­ru­yo­ruz, o da: “A­dam ke­li­me-i şe­ha­det ge­tir­di. Ben onun için kıy­dım ni­ka­hı.” di­yor.

KAN­DIR­MA­LAR VAR
Ho­cam sen hak­lı­sın. Ke­li­me-i şe­ha­det ge­ti­rin­ce kı­yar­sın ni­ka­hı­nı. Kı­zı Müs­lü­ma­na ve­ri­yor­sun. Ev­vel­ce ka­fir ol­ma­sı mü­him de­ğil. Çün­kü şu an Müs­lü­man ola­nın İs­lam geç­mi­şi­ni si­ler. Ama sen son­ra ga­ze­te­de çı­kan ha­be­ri bi­li­yor mu­sun? Ga­ze­te­de o ev­le­nen ada­mın: “Cu­ma gün­le­ri ca­mi­ye gi­de­ce­ğim, Pa­zar gün­le­ri ki­li­se­ye gi­de­ce­ğim. İki va­tan­daş­lık gi­bi ben iki din­li­yi­m” de­di­ği ya­zı­yor. İmam: “Ba­na bu­nu de­me­di­ler.” di­yor. Böy­le de kan­dır­ma­lar var. Doğ­ru dü­rüst söy­le­se­ler imam da ni­kah kıy­ma­ya­cak. 

HA­Kİ­Kİ VEH­HA­Bİ DE YOK
İkin­ci grup Veh­ha­bi akı­mın­dan et­ki­len­me. Bun­lar da Veh­ha­bi­’ye rah­met okut­tu­ra­cak şe­kil­de. Çün­kü ger­çek Veh­ha­bi­le­r’­de yi­ne bi­raz il­im olur. Bun­la­rın il­mi de yok. Ger­çek Veh­ha­bi­’ye “E­bu Ha­ni­fe­” de­sen du­rur. Ama bun­lar “E­bu Ha­ni­fe kim­miş?” di­yor. Biz­de­ki­ler hep tak­lit­çi. Biz­de ha­ki­ki Veh­ha­bi de yok. Ha­ki­ki Veh­ha­bi ol­sa bir müş­te­rek nok­ta bel­ki bu­lur­sun. Ha­ki­ki Veh­ha­bi “Bu­ha­ri, Müs­li­m” de­di­ğin­de du­rur. Ger­çek Veh­ha­bi­’nin de so­run­la­rı var. Fark­lı ko­nu­lar­da fark­lı tar­tış­ma­lar var­dır. Or­ta yol bu­lu­nur di­ye­lim, bu­lu­na­ma­yan yer de olur ama bun­lar bel­li­dir der­sin sa­yar­sın. Ama bu­nun çak­ma tak­lit­le­ri var. 

Ab­dü­la­ziz Ba­yın­dı­r’­a gen­cin bi­ri te­le­fon edi­yor: “Ben bir kız­la ev­le­ne­ce­ğim de Al­lah be­nim kim­le ev­le­ne­ce­ği­mi bi­lir mi?” di­ye so­ru­yor. O da: “Al­lah se­nin kim­le ev­le­ne­ce­ği­ni ne bil­sin yav­ru­m” di­yor. “Al­lah ne bil­sin!” di­yor. Bak biz pey­gam­be­rin bil­me­sin­den bah­se­di­yo­ruz. 

BU­NU NA­SIL SÖY­LER­SİN
Biz ev­li­ya­ya bi­le Al­lah bil­di­re­bi­lir nok­ta­sın­da­yız, o Al­lah bi­le bil­mez di­yor. Bu ada­mın gö­rüş­le­ri­ne ba­kar­san ge­nel­de Veh­ha­bi gö­rü­şü der­ler. Hal­bu­ki Veh­ha­bi­’ye rah­met oku­tur. Veh­ha­bi bu­nu duy­sa “A­man ya Rab­bi! Al­lah na­sıl bil­mez?!” der. Biz­de çak­ma­la­rı var. Ha­ki­ki­le­ri ol­sa mü­ca­de­le ko­lay­la­şır. Ama adam öy­le bir ye­re tos­lu­yor ki du­ru­yor­sun ne di­ye­ce­ği­ni şa­şı­rı­yor­sun. “Al­lah bil­me­z” di­ye­ne ne di­ye­yim ben?! Ku­r’­an-ı Ke­rim Al­la­h’­ın her şe­yi bil­di­ği­ne da­ir ayet­ler­le do­luy­ken bu adam na­sıl bu­nu söy­ler?! “Yap­rak düş­mez ki Al­lah bil­me­sin. Ye­rin di­bin­de­ki bir ta­ne­nin du­ru­mu­nu bi­le bi­lir.” (Enam Sû­re­si:59)

ACEM PALAVRALARINI 

Şim­di so­run bu­ra­da. Kar­şı­mız­da ger­çek bir Veh­ha­bi de yok. Bi­zim Suu­di Ara­bis­ta­n’­da tar­tış­tık­la­rı­mız ol­du. Me­se­la bı­rak Bu­ha­ri­’yi, ada­ma İmam-ı Sü­yû­tî­’nin ese­rin­den bir kay­nak ver­dik, “Sü­yû­tî ha­dis ha­fı­zı­dı­r” de­dik, sus­tu.
Me­se­le me­zar­lık­ta Ya­sin oku­ma­nın de­li­li hak­kın­day­dı. Ada­ma “Sü­yû­tî­’nin ki­ta­bın­da ‘Ö­lü­le­ri­ni­ze Ya­sin oku­yun.’ ha­di­si var.” de­dik. Ama adam: “Öl­me­den ev­vel öle­cek ki­şi­nin ba­şın­da oku­yun. Ölün­ce okun­maz fa­la­n” de­di. Biz de “Sü­yû­tî­’nin ki­ta­bı var, bu ki­tap­ta ölü­le­rin ba­şın­da da oku­nur di­ye ha­dis va­r” de­dik. Adam sus­tu. Ama sen şim­di bu­ra­da­ki­ni na­sıl sus­tu­rur­sun? “İ­mam-ı Sü­yû­tî kim?” der biz­de­ki­ler.

BÜ­TÜN ULE­MA KA­BUL ET­MİŞ
“Ah­med bin Han­bel me­zar­lık­ta oku­ma­ya ce­vaz ve­ri­yo­r” de­sen, Mus­ta­fa İs­la­moğ­lu di­ye bir va­tan­da­şı­mız var. Bu ki­şi “Ah­med bin Han­be­l’­in Müs­ne­d’­i on­dan son­ra ma­sa ba­şın­da uy­du­rul­muş, hep­si uy­dur­ma­dı­r” di­yor. 30 bin ha­di­si bü­tün ule­ma it­ti­fak­la ka­bul et­miş. Sen şim­di çık­mış­sın, Ah­med bin Han­be­l’­in Müs­ne­d’­ine laf atı­yor­sun. Ama o zat­tan son­ra şu ana ka­dar ge­len 1200 se­ne­lik bü­tün ule­ma­nın yaz­ma eser­le­rin­de “Ah­med bin Han­bel ri­va­yet et­ti bu­nu­” iba­re­si mev­cut. Bu­na ne di­ye­ceksin?! 
 

BU adam­la ne­yi TAR­TI­ŞA­YIM
Ya­ni se­nin “uy­dur­du­” de­di­ği­ni, en az 11 as­rın bü­tün âlim­le­ri bu­ra­dan kay­nak ver­miş. Bu ka­dar âlim, cum­hur ule­ma, hep­si “bu­ra­da­ki ha­dis­ler mu­te­ber­di­r” di­yor ve ora­dan kay­nak gös­te­ri­yor. Hiç bun­la­rın ak­lı­na bir şüp­he gel­me­miş­ken, ge­li­yor adam “Hep­si uy­dur­ma!” di­ye­bi­li­yor. 

KAY­NAK­LA­RI HU­RA­FE
Ben bu adam­la ne­yi tar­tı­şa­yım. Adam­la kay­nak­la­rı­mız müş­te­rek de­ğil. İti­bar et­mi­yor. Kay­na­ğı Şi­i kay­nak­la­rı, hu­ra­fe, acem pa­lav­ra­la­rı onu kay­nak gö­re­bi­li­yor. Ama ko­ca mez­hep sa­hi­bi Ah­med bin Han­be­l’­i si­lip ata­bi­li­yor. Ama “Ehl-i Sün­ne­ti­m” di­yor. So­run bu­ra­da. “Şi­i’­yi­m” de­se 
so­run yok. 

SAHABEYE SÖVMEYE KAPI AÇIYORLAR

3. tehlike Şia tehlikesi. Şia inançlarının Sünni topluma hazmettirilmesi ve Allah muhafaza etsin alenen olmasa da sahabeye sövme meselesi hakkındaki tehlike. Sövmeye kapı açmak üzere tabi meseleye Yezid’den giriyor. Tamam Yezid’e ben de lanet edeyim. Ama mesele nereye gidiyor? Yezid’den babası Hazreti Muaviye Efendimiz’e gidiyor ki, kendisinin Kerbela olaylarında dahili yoktur hatta o zaman hayatta bile değildir. Sonra Hazreti Osman Efendimiz’e gidiyor. “Akrabasını tutardı, Hazreti Osman’ın hataları vardı” falan derken konu nereye geliyor? Hazreti Ömer, Hazreti Aişe annelerimiz dahil hepsinin Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)den sonra dinden çıktığı, yoldan çıktığı gibi bir boyuta geliyor. Bunu demiyorlar ama o görüşlerin arkasında yatan ifade bu.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
12 Yorum
Cübbeli Ahmet Hoca Arşivi