24 Nisan 2018
  • Adana28°C
  • Adıyaman26°C
  • Afyon22°C
  • Ağrı16°C
  • Amasya26°C
  • Ankara23°C
  • Antalya22°C
  • Artvin19°C

MÜNAFIKLA MÜCADELE

Fuat Türker

12 Şubat 2018 Pazartesi 08:36

Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azap vardır. (Nur Suresi, 11)

Münafıkları mümin topluluğu arasına Allah getirir ve aralarından Allah götürür. Allah, zamanında gelmeyi mantıklı gösterir, ardından da gitmeyi. Giderken kendilerinin doğru olduğuna müminlerin de yanlış olduğuna inandırır. Çünkü artık katacakları bir şey kalmamıştır, görevlerini tamamlamışlardır. Müminlerin tertemiz, nezih ve nimetlerle dolu ortamında daha fazla nimetlenmelerini Rahman olan Allah onlara yasaklamıştır. Rüyada nasıl kimi saçma görüntüler insana mantıklı gelir, münafıklara da bir dönem “kardeşim” dedikleri müminleri arkadan vurmaya çalışmak, düşmanlık yapmak mantıklı gibi gelir.

Münafıklar imanî boyuta hiç geçmedikleri için herkesin dünyaya bakış açısının kendilerininki gibi çıkar ve beklentiler üzerine kurulu olduğunu zannederler. Küçük bir çocuk hayat tecrübesi olmadığı için bazı şeyleri anlayamaz. Ailesi de tecrübe etmeden kesin olarak olaylara uygun açıdan bakamayacağı için konuyu uzatmaz ve “sen de büyüdüğünde ya da anne/baba olduğunda anlarsın” diyerek kesip atar. Münafıklar da hiç bir zaman imanî boyutu bilmez ve iman diye bir ‘şey’e inanmazlar. Bu yüzden müminlerin kendilerine anlattığı birçok şeyi anlamazlar. Anlayamayacaklardır da.

Münafıklar, mümin topluluğundaki herkesin aslında kendileri gibi en uygun zamanı beklediğini ve çıkarılarına en uygun zamanda kendilerince vurgun yapıp gideceklerine inanırlar. Bu yüzden müminlerin yanından ayrılırken, kendilerine yakın gördükleri kişileri de sahte vaatlerle “bize gel” diyerek davet eder ve topluluktan koparmaya çalışırlar. Oysa koparmaya çalıştığı o kişi imanı tanımıştır ve onun için dünya hayatı çıkar mücadelesi değil, Allah rızasını kazanma mücadelesidir.

Senelerce birlikte yaşadığı insanların arkalarından iş çeviren, yalanlar söyleyen, paralarını çalan, beslenen, aleyhlerine planlar yapan, küfürle bağlantılar kuran bir münafığın, bir mümini kendi iğrenç dünyasına "biz daha doğruyuz" diyerek çağırması, bir seri katilin Tv'de izlediği cinayet haberini yadırgaması kadar mantık dışıdır. Münafık bunu anlayamadığı için zeki bile olsa ahmaktır. ‘Allah'ın eli’nin mümin topluluğu üzerinde olduğunun şuurunda değildir. Rahmanî değil, şeytanî düşünür, dünyevi sebeplere göre sonuç bekler. "Para vermeyin dağılsınlar, fitne çıkarın ayrılsınlar" gibi söylemlerinin nafile olduğunu bilmez.

Münafıkların tüm yapıp-ettikleri müminlerin şevkini artırır. Çünkü müminlerin, bu söylem ve eylemlere şahit oldukça, önceki ümmetlerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmiş olmasından dolayı hak yolda olduklarına kanaatleri artar. Münafıklar bilmez ki kendilerince çıkardıkları her fitne ile müminlerin kararlılığını artırırlar. İslam aleyhinde en çok mücadele eden ama İslam'a da en çok faydası olan ahmak, kafasız, vasıfsız, ruhsuz aşağılık piyonlardır onlar. Dünyadaki ve ahiretteki sonları da hep aynıdır; hüsran...

Aslında münafıklar zavallı, ruhsuz, emir kulu, cehennemin en alt tabakasında yakıt olmayı bekleyen parazitlerdir. Yaşantıları ve üslûpları öylesine rezildir ki, tanımayanlar bile ne derece iğrenç mahlûklar olduklarını anlarlar. Tek varoluş amaçları, dünyada müminlerin şükrünü artırmak, ahirette de cehennem odunu olmaktır.

Münafıklar yaşadıkları rüyadan dövülerek uyandıklarında yanı başlarında zebanileri göreceklerdir. Dünyada sonsuza kadar yaşamak isterken, ahiretteki azap karşısında aralıksız ölümü isteyeceklerdir.

Kur’an'da, Allah dünya hayatını yaratmadan önce şeytana "Şüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiç bir gücün yoktur." (Hicr Suresi, 42) buyurur. Şeytanın organize ordusunun bu saptırılmış ekibi, müminlerin karşısına onların imtihanı için çeşitli rollerde çıkabilir. Ancak sonuçta hangi role sahip olurlarsa olsunlar, bu onların cehennem ehli olduğu gerçeğini değiştirmez.

“Müminlerin imtihanın en değerli safhası münafık saldırısıdır. Kur’an’da küfürle ilmi mücadeleden daha çok münafıklarla ilmi mücadele anlatılmıştır. Münafık, “Müslümanım” diye ortaya çıkıp halifeleri, Ehli Beyti şehit eden bir mahlûktur. Şeytanın insan şekline girmiş olduğu ve Kur’an ayetlerini kullanarak mücadele ettiği için fitnesi büyüktür.” (http://munafiklik.com/)

Münafıkların, yaptıkları hareketlerle müminlere ibret olmak, onların Allah'a olan sevgisini ve Allah korkusunu artırmak, pis ve çarpık yaşantılarıyla müminlerin ne kadar kaliteli ve iffetli bir hayat içinde olduklarını daha net idrak etmelerini sağlamak, birbirlerine olan sevgilerini ve aralarındaki tesanütü artırmak gibi görevleri vardır.

Müminler cennet ehli oldukları için cennet nimetlerini bu dünyada tattıkları zaman nasıl çok fazla haz alıyorlarsa, münafıklar da cehennemin en alt kademe ehli olduklarından yaşantılarından pislik, kavga, saldırganlık, çıkarcılık, sapkınlık gibi ahlâksızlıklar eksik olmaz.

Bâtında hiç değerleri olmayan, zâhirde de gerçekten gereksiz, vasıfsız ve var olmasalar hiç bir kayıp olmayacak kadar değersiz, aksine yokluklarının bereket getirdiği, alçak, hain, şerefsiz, yalancı, çıkarcı varlıklardır münafıklar. Zaten ne kadar değersiz olduklarını, Allah onları Kur’an'da kof kütüğe benzeterek bize bildirir. Kof kütük gibi; yeşermez, hiçbir işe yaramaz varlıklar.

Müminlerin münafıklarla olan mücadelesi, onları kale almalarından değil, Allah'ın şeytanla mücadeleyi, onları hor ve aşağılık kılmayı emretmiş olmasından kaynaklanır. Kur’an’daki münafık ayetlerinin uygulanması, münafıkların aşağılanması, onlarla ilmi mücadele namaz, oruç gibi tün müminlere farzdır. Bu mücadelede her zaman müminler galip gelmiştir ve Allah’ın dilemesiyle yine müminler galip gelecektir.

Onlarla çarpışınız. Allah, onları sizin ellerinizle azaplandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, mü'minler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun. (Tevbe Suresi, 14)