Abdullah Şanlıdağ

Abdullah Şanlıdağ

IŞİD, İsrail adına mı Kobani’ye saldırıyor?

IŞİD, İsrail adına mı Kobani’ye saldırıyor?

Dünyanın patronu (!) Obama ve Siyonist İsrail Başbakanı Netenyahu Beyaz Saray’da basın toplantısı düzenleyerek, Ortadoğu’yu nasıl şekillendirebilecekleri noktasında istişare yapıyorlar. 15 milyon nüfusluk Siyonist İsrail’in yönettiği ABD Beyaz Sarayı’ndan çıkacak karar, bakalım küresel dünyayı ve Ortadoğu’yu nasıl etkileyecek? İsrail ile ABD arasında nasıl bir kırılmaz bağ var ki, her taşın altında İsrail’i görüyoruz? ABD İsrail ile Filistin arasında sağlanacak olan barış anlaşmasını destekliyor. Bu bağlamda İsrail’i tehdit eden bütün yapılanmalara karşı onun güvenliğini garanti altına alacak her türlü imkanı sağlayacağını taahhüt ediyor.

Şu anda ABD ve İsrail’in küresel gündemi nedir? “Ülkemizi de tehdit eden İslamcı teröristlerle Suriye’de ve Irak’taki mücadele stratejimiz ön cephedeki ortaklarımızı destekleyerek bizi tehdit eden teröristleri yok etmeye dayanıyor” diyen Obama ve Netenyahu’nun küresel ana gündemi Kobani ve onu vurmaya çalışan IŞİD.

Kobani merkezli IŞİD ayaklanmasının Türkiye’deki yansıması, onlarca vatandaşımızın ölümüne sebep olmuştur. Şehirlerde dipten gelen bir dalga PKK’ya destek veren Kürt Siyasal Hareketi’nin Kobani’nin IŞİD tarafından düşürülmesiyle daha da alevleneceğe benziyor. IŞİD’in düşürdüğü her Kürt mevzisi PKK için büyük bir kayıp gibi algılanıyor. HDP-PYD cephesinin, hükümetin Kobani’ye yardım etmesi, bir koridor açılarak her türlü yardımın ulaştırılması konusundaki talebine beklediği karşılığı alamaması üzerine baş gösteren olaylar günbegün artarak devam ediyor.

Suriye’ye müdahale mi, IŞİD’le savaş mı? Türkiye’nin elini güçlendirmesi, zaten yalnızlaştırıldığı Ortadoğu politikasında bu sefer daha dikkatli olması ve kartını ona göre açması gerekmektedir. Belli ki ABD ve İsrail ya da dünyanın beş büyük (!) devleti, oluşturulacak küresel bir koalisyonla Türkiye’nin de içinde bulunduğu ülkeleri bir bataklığın içine çekmek istemektedir. Tamamen dışında kalınması da mümkün olmayan bu savaşın neresinde durmalı, nasıl bir dünya politikası izlemeli ki Türkiye, sonuçta en az zararla çıkabilsin.

Acizane bendenize göre gözlemlediğim kadarıyla bu konuda hükümetin tutumu şöyle: “Osmanlı’nın sınırları içinde yaşayan herkes ırk, din, dil ayrımı olmaksızın eşittir” ve İslamcılığın “toplumu bir arada tutan temel faktörü dini referanslardır. Bunu görmezden gelerek ne Kürt sorunu ve ne de Türkiye’nin dış politikası çözülebilir.”

İzlenen Türk dış politikası tasvip edilebilir olsa da birtakım handikapları da içinde barındırıyor. Bizce mahsuru yok ama, ABD ve İsrail’in çıkarlarını gözetmeyen bir dış politikanın, eninde sonunda Uluslararası Hukuk’un müdahalesine uğrayacağı kesindir. Onların izin verdiği ve yayılmasına müsaade ettikleri ılımlı İslam projesinin panzehiri olan “radikal İslam”, asla müsaade edilmeyecek bakir bir alandır. IŞİD, radikal İslam’ın değil terörizmin temsilcisidir. Bu şartlarda Türkiye Suriye’ye nasıl ve hangi yöntemleri kullanarak girecek? Bir tarafta yıllardır süregelen Esed zulmü, diğer tarafta bölgeyi kasıp kavuran IŞİD terörü.

Suriye’de güvenlik tesis edilmeden reformların yapılamayacağı” esasında
toplanan Cenevre II. Barış Konferansı’nda; taraflardan biri Suriye hükümetiydi ve Esad; hükümetinin anayasal, kanuni ve meşru sorumluluk olarak güvenliğin tesis edilmesinde birinci derecede sorumlu olduğunu savunuyor, diğeri de küresel ve bölgesel oyuncuların Suriye rejimine karşı bir araya
getirdikleri ve birbirinden çok farklı gruplar ve bireylerden oluşturulmuş bir yapı olan Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonuydu, Esad’ın ayrılması ve kurulacak bir geçiş hükümetiyle güvenliğin sağlanmasını istiyordu. Benim gönlüm elbette ikincisinden yanadır. Ama zayıf düştüğü de bir gerçektir. Bu yüzden ABD, Fransa, Suudi Arabistan, Türkiye, İngiltere, Mısır, Almanya, İtalya,
Ürdün ve Katar’ın üyesi olduğu “Suriye’nin Dostları” oluşumu Londra’da toplandı. Önce Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu güçlendirilmesi, sonra İslamcı teröristlerin (IŞİD’in) tasfiyesi kararlaştırıldı.

Kafama gerçekten takılan bir suali, destekçisi olduğum hükümet yetkililerine sormak istiyorum. Bu fakiri aydınlatırlarsa sevinirim. “Suriye’nin Golan Tepeleri’nin güvenliği BM’ye bağlı Filipin güçlerinden çıkmış, IŞİD güçlerinin eline geçmiştir. Şu anda Golan bölgesi, bir yandan IŞİD’e lojistik desteklerin ve askeri teçhizatın sağlandığı ve diğer yandan tedavi amacıyla yaralıların İsrail’in askeri hastanelerine kaldırıldığı bir ara bölge haline geldiği/getirildiği doğru mu?”

Suriye’nin İsrail’in azınlıkları olan Filistinliler, İsrail’in Suriye azınlıkları olan Kürtler ile ilgilerini kesmelerinin gerektiği... O yüzden IŞİD, İsrail adına bir vekalet savaşıyla Kobani’ye saldırırken, sınırının hemen yanında Kürt özerkliğini istemeyen Türkiye’ye de yardımcı olduğu tezi, ne derece gerçekçi?

Kobani saldırısı, hem içerde hem dışarıda çözüm sürecini baltalamıştır. Üstelik içerde bir kısım ayaklanmaları başlatmak suretiyle onlarca insanın ölümünü tetiklemiştir. Türkiye hükümetinin güvenlikli bölge, tampon bölge kurmak, müttefiklerle beraber kara harekatıyla Esed’i düşürmek gibi stratejilerinin bir önemi ve de imkanı var mı?Acaba ABD ve İsrail’in ya da Londra’da toplantı yapan ulusal konseyin Esed’i düşürmek gibi en ufak bir projeleri var mı?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Abdullah Şanlıdağ Arşivi