19 Aralık 2018
  • Adana12°C
  • Adıyaman6°C
  • Afyon2°C
  • Ağrı-3°C
  • Amasya6°C
  • Ankara8°C
  • Antalya10°C
  • Artvin5°C

BOŞ YA DA DOLU KONUŞMAK

Mustafa Karaalioğlu

13 Mart 2018 Salı 07:42

Gündem biraz din, biraz siyaset, biraz da ilahiyat felsefesi tartışmalarıyla yoğunlaşmış bulunuyor. Elbette, bütün tartışmaların zemininde ve üzerinde siyasi atmosferden kaynaklanan rüzgârların tesiri de devam ediyor. İttifak süreçleri, seçim yasasındaki önemli değişiklikler ve en nihayet seçimin zamanında mı erken mi yapılacağına dair bitmek tükenmek bilmeyen tahminler.

Kritik etmek için söylemiyorum. Biz de bu tartışmaların bir parçasıyız ve öte yandan bir demokraside siyasi ve sosyal eksenli mevzularda kelam etmek kadar normal bir şey olamaz. Neyin hukuki olduğu neyin olmadığı, neyin ülke yararı taşıdığı, neyin riskler barındırdığı vs. hem medyanın hem de sokağın işidir ve hakkıdır. Yeter ki bütün fikirlerin kendisini serbestçe ifade edebileceği bir zemin olsun. Bu zemin yoksa veya örselenmişse de önce bunu onarmak lüzumu vardır. Dolayısıyla, şartları oluşmuş hangi konuda olursa olsun tartışmak ve konuşmak sadece faydalı değil gereklidir de.

***

Kaldı ki Türkiye gibi sancılı dosyası çok, gerilimi yüksek toplumlarda bu mesainin değeri her zaman yüksektir. Böyle söylendiği zaman anlamsız gelebilir ama bir toplum için tartışabilmek, konuşabilmek, münakaşa edebilmek bir kazanımdır. Geliştirilmesi gereken bir kazanım… Bu imkanın kaybolduğu azaldığı ve zayıfladığı zamanlar düşünülürse ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılır.

Mesela, Cumhuriyet tarihi boyunca onca meşakkat, acı, sıkıntı, darbe ve benzeri kasvetli yollardan geçen bir ülke olarak Türkiye için meselelerini konuşarak çözebilmek kadar övünülecek bir şey olamaz. Meğer ki sorumluluk sahipleri bu kazanımın hakkını versin; tecrübenin ve bilginin gereğini yapsın. 

Demokrasimiz veya hukuk/yargı sistemimiz çok iyi olmayabilir. Yaşanan bunca tecrübeye rağmen hak ettiği seviyeye ulaşmış olmayabilir. Eğitim modellerimizin hali ortada, gelecek için güven vermeyebilir. Yahut da eğitimden bağımsız olarak akademi dünyası gele gele bu noktaya mı geldik dedirtebilir. Ki dedirtiyor…

Sivil toplum da böyle bir manzara arz ediyor. Çoğu kuruluşun ne sivil özelliği kalmış ne de toplumun derdine derman olacak bir kalite taşıyor.

Gelgelelim, söyleyeme gerek yok medya da bütün bu halden vareste değildir. Hangi kurum ne kadar yozlaşmışsa matbuat da o kadar yozlaşmış ve değer kaybetmiştir. Üç kuvvet kuvvetten düşmüşken “dördüncü kuvvet”te de mecal kalması beklenemezdi, öyle de oluyor.

***

Yine de konuşmak, tartışmak kabiliyetini korumak ve geliştirmek zorundayız. Kurumlar zayıflayıp fonksiyonlarını icra edemez olsa bile ülkenin marka değerini ve geleceğini ayakta tutacak olan şey işe yarasa da yaramasa da meseleler hakkında fikir beyan etmeye devam etmektir. Hukuk sisteminden eğitime, sivil toplumdan medyaya bütün üniteleri onaracak sermaye de fikir kapasitesinin hacminden geçer. Zayıf ya da güçlü, dolu veya boş bütün fikirlerin çarpışabildiği ortamdan kötü bir şey çıkmaz. Malum, barika-i hakikat müsademe-i efkardan doğar. Hakikat gecikecek olsa da fikirlerin çarpışmaya devam etmesinde beis yoktur.