25 Eylül 2018
  • Adana19°C
  • Adıyaman20°C
  • Afyon14°C
  • Ağrı9°C
  • Amasya16°C
  • Ankara16°C
  • Antalya21°C
  • Artvin17°C

SİYASETTE ÜSLUBUN SERTLEŞMESİ NEYE YARAR?

Abdulkadir Özkan

14 Mart 2018 Çarşamba 07:46

Bağırmak, çağırmak, karşısındakine hakaret etmek sanıyorum bazı siyasiler için kolay yol haline geldi. Kibar, karşısındakine saygılı olmak ise farklı meziyetler istiyor. CHP ile AK Parti-MHP ittifakı sözcüleri arasındaki atışmalar öyle bir noktaya geldi ki şahsen televizyonlarda izlerken söylenenlerden ben utanıyorum. Çünkü olay karşılıklı bir konunun tartışılması boyutlarını aşarak suça girmeden hakaret yağdırma boyutuna varıyor. Niçin böyledir, bu tür siyasi üslubun sertleşmesinin kime ne yararı vardır anlayabilmiş değilim. Kaldı ki, ne kadar bağırır, ne kadar muhatabını aşağılarsa o kadar taraftarını coşturuyor olsa bile bunun genel olarak yararı değil zararı gündeme gelir. Böyle bir durum ise ister istemez toplumsal kamplaşmayı ve ayrışmayı gündeme getirir. Bu ise farklılıklara tahammülü önce zayıflatır, giderek tahammülü yok eder. Toplum olarak hangi şartlarda olursa olsun, herkesin aynı düşüncede olması, her olay karşısında aynı şeyleri düşünmesi, aynı tepkiyi vermesi mümkün olmayacağına göre, millet olarak tüm farklılıklarımıza rağmen birlikte yaşamak mecburiyetindeyiz. Sadece birlikte yaşamak değil, ülkemize yönelik tehditler karşısında birlikte hareket etmek durumundayız.

Farklılıklara tahammülsüzlük, ister istemez farklı görüşlerin dikkate alınmasını ve üzerinde düşünülmesini de yok eder. O zamanda her taraf kendisinin doğru düşündüğünü, karşısındaki ne söylerse söylesin muhalefet amaçlı bunu yaptığını düşünmeye başlar. O zaman doğrunun ortaya çıkması çoğu zaman mümkün olmaz. Hemen belirteyim ki, demokrasilerde ülke yönetiminin nasıl olacağı kurallara bağlanmıştır. Seçimlerden çoğunluğu sağlayarak çıkan parti veya partiler tek başlarına ya da koalisyon oluşturarak ülkeyi yönetirler. Bunun sonucu olarak da genellikle Meclis’te çoğunluğa sahip olanların dediği olur. Ancak bu demek değildir ki, muhalefetin söylediklerini dikkate almamak gerekir. Olaya öyle yaklaşılırsa, muhalefet bir çeşni olmaktan öteye geçmez. Bunun da adı demokrasi olmaz. Her zaman iktidar olanların en doğruyu düşüneceğini, muhalefetin ise her zaman aka kara, karaya ak diyeceğini düşünmek, buna göre tavır almak çağ dışı bir yaklaşım olur.

Bu noktada iktidar sahiplerinin eleştirilere karşı daha tahammüllü olmaları gerekir. Bu durum aynı zamanda bir sorumluluktur. Kaldı ki, iktidar ve muhalefeti ile Meclis içi ve dışındaki tüm açıklamalar kamuoyu önünde yaşandığına göre hakemlik mevkiinde millet vardır. Milletin dikkatini başka yerlere çekmek için yapılan eleştirileri gayri milli gibi sıfatlarla adlandırmak, milliliği birilerinin kendi inhisarına almaya kalkması olur ki, bu da demokratik bir yaklaşım değildir. Karşı görüş ortaya koyan herkesi ve mensubu olduğu partiyi gayri milli olarak suçlayarak bir yere varılamayacağı gibi, böyle bir yaklaşım yargının yetkisini de üstlenmek anlamına gelir. Çünkü gerek şahıs planında gerek partiler ölçeğinde gayri milliğin ölçüsünü belirleyecek olan yargıdır. Çünkü gayri milli olmak ülke çıkarlarını dikkate almamak anlamına gelir ki, böyle bir yaklaşımın sahiplerini yabancıların çıkarlarını önceledikleri anlamına gelir ki, böyle bir yaklaşımı vatan hainliğine varan bir nitelendirmeye vardırmak mümkündür. Halbuki ülke sevgisi kimsenin inhisarında değildir. Kaldı ki, Meclis’te bazı milletvekilleri hakkında yargıda terör örgütü yandaşlığından soruşturma açılmış ve bu milletvekillerinin milletvekilliği Meclis’te düşürülmüştür. Böyle bir yol var iken olaylı kişisel sataşmaya ve kimin daha vatansever ve milli olduğu noktasına götürmenin hukuk devletinde yeri olmaması gerekir.