13 Aralık 2018
  • Adana15°C
  • Adıyaman9°C
  • Afyon2°C
  • Ağrı2°C
  • Amasya5°C
  • Ankara1°C
  • Antalya15°C
  • Artvin6°C

MODERNLEŞME MACERAMIZ VE GÖKALP’İN ÜLKÜSÜ

Mehmet Ocaktan

14 Mart 2018 Çarşamba 07:50

Eminim ki şu günlerde özellikle dindar-muhafazakar kesimler Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘bozkurt’ işareti yapmasının ne anlama geldiğini analiz etmeye çalışıyorlardır. Görünürde MHP ile yapılan ittifaka bir mesaj niteliği taşımakla birlikte, daha derinlikli bir yaklaşımla bakıldığında, aynı zamanda Cumhuriyet ideolojisine dönüşün bir işareti olarak da yorumlanabilir. Bu işaret, epey bir süredir AK Parti’nin Atatürk’le ilgili verdiği mesajlarla birleştirildiğinde daha net bir anlam kazanacaktır.

Hemen hatırlatmakta yarar var; Cumhuriyet ideolojisi esas itibariyle Ziya Gökalp’in fikirleriyle olgunlaşmış bir ideolojidir. Zira Türkiye Cumhuriyeti’nin icra planında kurucusu Atatürk ve arkadaşlarıdır ama fikir planında kurucusu Ziya Gökalp’tir. Nitekim Mustafa Kemal bu durumu, “Vücudumun babası Ali Rıza Efendi, fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tir” diye izah etmiştir.

***

Madem Türkiye yeni dönemde Cumhuriyet ideolojisini önceleyen bir yönelim içindedir, bu durumda Ziya Gökalp’in fikri ve felsefi dünyasına daha yakından bakmakta yarar var demektir. Her şeyden önce Ziya Gökalp’i Osmanlı’daki modernleşme macerasının fikri plandaki önemli temsilcilerinden birisi olarak görmek gerekiyor. Dönemin modernleşme rüzgarlarının da etkisiyle Gökalp, özellikle ‘medeniyet’ ve ‘kültür’ bağlamında Batılı düşünürlerin paralelinde farklı görüşleri dillendirmiş ve kriz içinde olan Osmanlı medeniyetinin ihyası için fikri bir arayış içinde olmuştur.

Ziya Gökalp düşünsel planda bilimsel sosyolojinin kurucusu olan Durkheim’e yakın bir fikir adamıdır. Onun hürriyet mücadelesi, bireyi temel alan bir görüşten değil, baskıcı yönetime karşı demokratik yönetimi esas alan bir kaynaktan beslenmektedir. Dolayısıyla Durkheim bu açıdan da Ziya Gökalp’e daha yakındır.

Prof. Dr. Yılmaz Özakpınar“Türkiye tarihinde Ziya Gökalp’in yeri” makalesinde, Gökalp’in mücadelesini ve ülküsünü şöyle tarif ediyor: “Ziya Gökalp, daha Diyarbakır’daki ilk mücadele günlerinde, toplumun geleceği ile ilgili ‘ülkü’yü, bir hayal dünyası gibi uzaklarda görür; fakat hayatına anlam verecek kadar yakınında hisseder. İflasın eşiğine gelmiş devleti, daha yüksek bir toplum hayatı kurarak kurtarmalıdır. Bu hisle o, belirsizliğiyle daha da çekici olan ülküye hayatını adamıştır. Onun ne olması gerektiğini bir taraftan toplum hayatını gözleyerek, bir taraftan da toplumun tarihini araştırarak belirlemeye çalışır. Toplumun bütün kurumlarını köhnemiş bulur. Ziya Gökalp bir sosyal devrimcidir.”

Ziya Gökalp’in fikirleri özellikle Selanik deneyiminden sonra, Türkçülük doğrultusunda daha da yoğunluk kazanmıştır. Prof. Özakpınar, Gökalp’in Türkçülük düşüncesini besleyen kaynaklar arasında üniversitede “Hikmet’i tarih” öğreten Ahmet Vefik Paşa’nın “Şecere-i Türki’si” ve “Lehçe-i Osmaniye”si ile Süleyman Paşa’nın “Tarih-i Alem”inin bulunduğunu söyler.

Ziya Gökalp’in 1911’de Selanik’te Genç Kalemler dergisinde yayınlanan ‘Turan’şiiri Turancılığın sembolü olmuştur.

/Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan 
Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir, turan./

***

Ziya Gökalp“Türkleşmek, İslamlaşmak, Çağdaşlaşmak”ta yer alan “Türk milleti ve Turan” ile “Millet ve Vatan” başlıklı makalelerinde Turan ülküsünün hedeflerini ortaya koymaktadır bir bakıma. Hiç kuşkusuz Gökalp, bu ülküyü ortaya atarken aynı zamanda onun gerçekleşme imkanının bulunmadığını da bilmektedir. Gökalp’in yapmak istediği, siyasi ve askeri felaketlerle sarsılan ülkede Osmanlıcığın ve İslamcılığın karşısına alternatif koyma çabasıdır.

Ama hemen belirtmek gerekiyor ki Ziya Gökalp, İslam’a karşı bir tavır içinde değildir. Tam aksine kendi kaynaklarımıza dönerek manevi ihtiyaçlarımızı karşılamamız gerektiğine inanır. Türkleşmek, İslamlaşmak ve çağdaşlaşmak arasında bir çatışma olmadığını vurgular. Kısacası ‘Çağdaş bir İslam Türklüğü’yaratmak gerektiğini söyler.

İlk bakışta Gökalp’in ‘Turan ülküsü’nün fantastik bir hayal olduğunu düşünebilirsiniz. Çünkü ‘Turan’, bütün Türkleri bir araya toplayan ve yabancıları ise oraya almayan ülküsel bir vatan olarak tanımlar. Evet, Ziya Gökalp’in ‘Turan’ hayali gerçekleşmemiştir ama, fikirleri Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda ilham kaynağı olmuştur.

Son dönemde verilen siyasi mesajlar, eğer Türkiye’nin modernleşme macerasını ve bu çerçevede Ziya Gökalp’in fikri yolculuğunu eksileri-artılarıyla anlamaya vesile olursa iyi bir iş yapılmış olur.