17 Aralık 2018
  • Adana13°C
  • Adıyaman7°C
  • Afyon9°C
  • Ağrı2°C
  • Amasya9°C
  • Ankara10°C
  • Antalya15°C
  • Artvin11°C

HAPİSHÂNE RİSÂLESİ-4

Ahmet Doğan İlbey

16 Nisan 2018 Pazartesi 07:24

Genç yaşta hapis donları giyen dost! Bu mektubumda hapishâne çilesine eyvallah etmeyen, hepimizin bildiği ve imrendiği dâva adamlarının ve yazarların hapishânede inançlarını daha da kavîleştirdiklerini, boş durmayıp dâvalarına hizmet ettiklerini anlatacağım. 

Evlâd-ı fâtihan Bosna’nın Bilge Kralı Aliya İzzetbegoviç 1949-1954 yılları arasını ve 1983 yılını mütevazı ve hikmet sahibi dâva adamı olarak en tefekkürlü hâllerini hapishânede geçirerek Bosna’nın millî dâvasını yazar ve etrafına tebliğ eder. “Hapis, insana son derece acı bir bilgi takdim ediyor. İnsan, yer eksikliği ve zaman çokluğu sıkıntısını çeker” diyen Aliya’nın “Özgürlüğe Kaçış” kitabı, zindanda fikir tâliminin nasıl yapıldığını öğreten bir kitaptır.

MAHPUSLUĞUN ALPERENİ FENA FİZ-ZİNDAN OSMAN ABİ

Aşk derecesinde bir zindan hayatı yaşadığı için Osman Yüksel Serdengeçti’nin “Fena fiz-zindan” nâmı aldığını her fikirli mahpus bilmelidir. Necip Fâzıl’la birlikte Malatya Hapishânesinde fikir üstü fikir ve mizah üstü mizah üzere hapis yatışını mutlaka okuyup etrafındaki mahpuslara anlatmalısın.

Nâmını hak eden Osman Yüksel, hapiste yatan genç bir hayranının “Seni çok özledim Osman Abi” demesi üzerine, sahibi olduğu “Serdengeçti Dergisi” nde zaten dâvalı olduğu Kemalist rejimle ilgili “Açın Kapıları Osman Geliyor” başlıklı ağır bir yazı yazarak siyasî suç işler ve birkaç gün sonra aynı hapishâneye atılır. Koğuşa girdiğinde genç dâva arkadaşına: “İşte geldim...” der. Onun “Yıkılası hapishâne damları anam” diye başlayan “Hapishâne Türküsü” şiirini de arada bir okumalısın ki efkârın dağılsın.

HAPİSHÂNE ÇİLESİNE EYVALLAH ETMEYEN DÂVA ADAMLARI İlim ve fikir erbabı Seyit Ahmet Arvasi’nin Mamak Zindanları’ndaki hayatını unuttun mu yoksa? O has fikir ehlinin “Mamak Günleri” ni okuduğunu sanıyorum. O güzel adam, “Hapishâneyi ne yapsan hapishâne olmaktan kurtaramıyorsun. Namaz, oruç, Kur’an, sohbet hepsi var, fakat hapishâne var” diyordu hüzünlü hâtıralarında.

Efendimiz Aleyhisselâtüveselâmı ölçü alan bir alperen gibi yaşayıp çıkmıştı hapishâneden. Kalp hastası olmasına rağmen hapishânedeki gençleri irşad etmeye devam etmişti. Hapis hayatı ne kadar yürekli, hüzünlü ve şikâyetsizdi… Onun hapishâneyi Medrese-i Yusufiye’ye çeviren sabırlı hapis hayatı sana ölçü olmalı.

Ülkü adamlığını İslâm’la hâlhamur eden ve bu istikâmette siyaset yapan Muhsin Yazıcıoğlu’nun Mamak Zindanları’nda çarmıha gerildiğini, vücuduna elektrik verildiğini, tırnaklarının söküldüğünü, hapis hayatının yarısını hücrede geçirdiğini, şartları tutmasına rağmen hapishânedeki arkadaşlarının başsız ve fikir tâliminden geri kalacağı endişesiyle avukatına tahliye dilekçesinin verilmemesini söylediğini, kaç kez anlatmıştık birbirimize hatırla bakalım!

“Kapıaltı” mazgallarından Allah’ın her günü gardiyanın ürkütücü bir sesle “uzat ellerini” deyişinden sonra iki elini dışarıya uzatarak yüzünü görmediği zindan zebanisinin copla her eline beşer cop vurduğunu, bu işkenceden sonra mâneviyatını kaybetmeden toy arkadaşlarına Müslüman Türklüğün dâvasını anlatmaya devam ettiğini, hapishâne binbaşısının mahkûmların isteklerini sorduğunda, onun bir top kağıt ve kalem istediğini ve bu yolla diğer koğuşlardakilere fikirlerini yazarak yaydığını unutmadın inşallah. (Nizâm-ı Âlem dergisi, Şubat 1996)

27 Mayıs Darbesi’nde tutuklanan, bizim neslin başucu kitabı “Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi” nin celâdetli yazarı tarih profesörü Osman Turan Hoca da Yassıada’da on yedi ay hapis yatar. Menderes’in milletvekillerine ağır hakaret eden ve tokat atan cuntacı subay Albay Tarık Güryay ona da hakaret edip el kaldırınca, Turan Hoca subayı bir tokatla yere devirir. Sonrası malûm; hücreye atılır. Var mı bugün böyle yiğit ve celadetli bir şekilde hapis yatacak üniversite profesörü? (Osman Turan: Siyasetçi Kimliği ve Yassıada Yargılaması, Akademik Jurnal Dergisi, 23.03. 2013, Yrd. Doç. Dr. Zehra Aslan)

Şair Faruk Nâfiz Çamlıbel de 27 Mayıs 1960 Darbesinde Yassıada’da hapis yatar ve “Zindan Duvarları” şiirlerini yazarak teselli bulur: “Gömdüler ruhumu yüz bin sene mahkûm gibi / Cismim ayrılsa da ruhum kalacak zindanda.”

Kemalist rejimin zulümlerini yazan tarihçi Kadir Mısıroğlu iki kez hapis yatar. 27 Mayıs Darbesi sonrasında Harbiye Kışlası’nın hücrelerinde işkence görür. 12 Mart 1971 Muhtırası’nda Eskişehir Hapishânesi’ne atılır. Hapis arkadaşı Said Nursi Hazretlerinin baş şâkirtlerinden Hüsrev Altınbaşak hocadır.

Mısıroğlu bir rüya görür. Rüyasında ihtiyarlamış bir hâlde olan ve yanında köpek gezdiren M. Kemal’le uzun bir dehlizde karşılaşırlar. Selâmlaşıp el sıkışırlar. Bir şeyler konuşup ayrılırlar. Sonra bir dehlize daha girer ve o orada uyanır.

“Hüsrev Abisi” nden rüyasını tâbir etmesini ister. O da “ikinci dehliz ne kadardı” diye sorar. “Birinciden iki üç kat uzundu” cevabını alan Hüsrev Abi, “İçinden çıktığın dehliz birinci hapsindir. Sen bu hapisten çıkacaksın. Ancak ikinci kez hapis olacaksın. Bu hapiste birinci hapsin iki-üç katı olacak” der. Anlattığına göre bu tâbir aynen çıkar. (Kadir Mısıroğlu’dan İbretlik Hâdise, K. Çandarlıoğlu, Belgelerle Gerçek Tarih sitesi, 23.07.2012)      

Şimdi kendini bir yokla bakalım, hapishâne kasvetini hissediyor musun?