17 Ekim 2018
  • Adana21°C
  • Adıyaman26°C
  • Afyon21°C
  • Ağrı21°C
  • Amasya24°C
  • Ankara26°C
  • Antalya26°C
  • Artvin26°C

ABESLE İŞTİGALİ BIRAKIP 25 HAZİRAN SABAHINI DÜŞÜNELİM

Mehmet Ocaktan

13 Haziran 2018 Çarşamba 10:31

24 Haziran seçimlerine sayılı günler kala gerek iktidar bloğunda yer alan partiler, gerekse muhalefet partileri daha fazla oy alabilmek için sayısız vaatlerde bulunuyorlar. Kimisini abartılı buluyor ve gülüp geçiyoruz, kimisini de fazla ciddiye alıyor ama yine de bir yere not ediyoruz.

Mesela iktidar partisi seçimlerden sonra faizi ve enflasyonu düşüreceğini vaat ediyor ama bir taraftan da doları dizginleyebilmek için faiz arttırıyor, bu arada enflasyon da artmaya devam ediyor. Doğal olarak bu tür vaatler çok da kafamıza yatmıyor. Muhalefetin vaatlerinin de toplumsal hafızada yeterli derecede bir karşılığı olup olmadığı şüpheli. Çünkü gerçekten ne yapabileceklerini bilmiyoruz.

Ancak bütün abartılı söylemlere rağmen, doğası gereği seçimin bir vaatler yarışı olduğunu da biliyoruz. Bu yüzden partilerin söylemleri her ne kadar abartılı da olsa seçim atmosferinde tolare edilebileceği kanaatindeyiz.

***

Yeter ki seçimi bir kutuplaşma ortamına çevirmeden demokratik teamüller içinde gerçekleştirebilelim. Ancak ne yazık ki bütün bunlar birer temenniden öteye geçmiyor. Zira sürdürülen kampanya vaat yarışıyla sınırlı değil. Özellikle iktidar bloğu seçimi adeta bir ‘vatanseverlik’ ve din ekseninde yürütüyor. Doğal olarak muhalefet de aynı yarışa katıldığı için kutuplaşma daha da derinleşiyor.

Hemen hatırlatmakta yarar var, 24 Haziran’da ülkeyi hangi siyasi aklın yöneteceğini belirlemek üzere sandığa gidiyoruz, vatanseverlik testi yapmak için değil. Dolayısıyla hiç zaman kaybetmeden, içine düştüğümüz bu abesle iştigalden vazgeçip yarına odaklanmalıyız. Unutmayalım, seçimi muhalefet kazanırsa memleket elden gitmeyecek, biz yine bu ülkede yaşamaya devam edeceğiz ve gelen iktidardan ülkeyi daha iyi yönetmesini bekleyeceğiz. Eğer iyi yönetemezse özgür irademizle onu da değiştireceğiz. Demokrasi dediğimiz yönetim biçiminin özü de böyle bir şey zaten...

Ancak hemen belirtelim, 25 Haziran sabahı iktidara kim gelirse gelsin, Türkiye’nin gerçekten çözülmesi gereken çok önemli ve ertelenemez problemleri var. Bir kere her şeyden önce içine düştüğümüz kutuplaşma ve ‘ötekileştirme’den süratle kurtulmak zorundayız, bu kesin... Yani bütün toplum kesimlerini kucaklayan, toplumun yargıya güvenini yeniden temin edecek bir iktidar sesine ihtiyaç var.

Ve tabii ki daha da önemlisi ekonomi... Hiç alınganlığa gerek yok, Türkiye çok ciddi ekonomik problemlerle karşı karşıya. Evet AK parti iktidarı Türkiye’ye ekonomik alanda büyük değerler kazandırdı ve ülkenin marka değerini yükseltti. Dolayısıyla iktidarın iyi niyetini sorgulamak doğrusu haksızlık olur. Ancak şu anda işlerin iyi gitmediği de bir gerçek. Eminim şu anda ortaya çıkan tablodan iktidar da memnun değildir. Zira geldiğimiz noktada ‘kur’u bile neredeyse her gün faiz artışıyla durdurabiliyoruz. Bu durumu uzun vadede sürdürmek, ekonomik rasyonalite açısından mümkün değildir.

Göstergelerin bize söylediği gerçek şudur; ekonomide yaşadığımız sarsılmanın nedeni maalesef siyasidir, dolayısıyla çözümü de siyaset üretecektir. Kısacası 25 Haziran sabahı iktidara kim gelirse gelsin, hiçbir şekilde zafer sarhoşluğuna kapılmadan, tam aksine bütün siyasi partilerle bir uzlaşma sağlayarak ekonomiyi ayağa kaldırmak için birlikte karar vermek ve birlikte hareket etmek durumundadır.

***

Şu saatten sonra hiçbir iktidarın “24 Haziran sonrasında her şey güllük gülistanlık olacak” rüyasına kapılmak gibi bir lüksü olamaz. Zira 24 Haziran’da seçmen kime oy verirse versin, 25 Haziran sabahından itibaren sahneden çekilip sessizliğe gömülmeyecek, acilen sorunlarının çözülmesini bekleyecektir.

Dolayısıyla gelecek olan yeni iktidarın ‘her şey iyi olacak’ gibi süslü cümlelerle kitleleri memnun etmesi mümkün değildir.

Bu yüzden belki de bütün iktidar adayları şimdiden, dolara kafa atma edebiyatının ötesinde ekonomiyi kimlerle yöneteceklerini, daha da önemlisi evrensel ekonomik kriterlere sadık kalarak nasıl bir model uygulayacaklarını topluma açıkça deklare etmelidir. Aksi takdirde yarınımız bugünden daha iyi olmayacaktır...