16 Ekim 2018
  • Adana25°C
  • Adıyaman20°C
  • Afyon14°C
  • Ağrı12°C
  • Amasya20°C
  • Ankara20°C
  • Antalya22°C
  • Artvin17°C

OKULLARIMIZ MİLLÎ VE YERLİ Mİ?

Cemal Nar

14 Ekim 2018 Pazar 08:00

Okulların açıldı. Yeni bir eğitim öğretim yılına girdik. Milletimize ve insanlığa hayırlı uğurlu olsun. Milli Eğitimimizin ne kadar milli ve yerli olduğundan bahseder dururuz. Bunun ölçüsü nedir?

Bize göre İslam.

Bir okulda İslam öğretiliyorsa, yani her alanda kifayet miktarı da olsa Kur’an, sünnet, akaid, fıkıh ve ahlak eğitim ve öğretimi veriliyorsa, o okul millidir, yerlidir. Değilse, değil!

Vesayetin belini kırdık diyenlere itirazım yok. Ama “canını aldık” diyenlere derim ki, “okullar ve dersler, müfredat bu haldeyken mi? Heyhat!”

*  *  *

İslam önce İslam’ın öğretilmesini ister Müslümanlardan. Önce Müslümanlara, sonra bütün insanlara! İlmin değeri de böyle anlaşılır, faydası da böyle devşirilir zaten. Yoksa dünyada zulme ve sömürüye alet olan ilmin ne değeri olur ki!

*  *  *

İlmin değerinin kavranması, elde edilmesi ve başkalarına ulaştırılması İslam medeniyetinin en önemli meselesidir. İslam toplumu, yüce yaratıcımızın şehadetiyle yeryüzünün en değerli, en hayırlı toplumudur. 

Bu değer ve hayırlı oluş, insanlığı İslam’a, yani sonsuz hayra davet etmelerinden kaynaklanmaktadır. “Âlimin Önderliği” adlı eserimizde geniş olarak anlatıldığı gibi Allah insanlara artık yeni bir peygamber göndermeyecektir. Gerek de yoktur.

Neden mi?

Çünkü peygamberin gönderiliş sebebi, Allah’tan ilahî sözleri alarak insanlığa iletmektir. Oysa Allah’ın ilahi sözleri (vahiy) elimizdedir. Hiçbir kelimesi değiştirilmeden günümüze kadar gelen kutsal kitabımız Kur’an elde iken, ilâhî kelam bizimle iken, yeni bir peygambere ne gerek var!

Son peygamber Hz. Muhammed (sav.) onu tebliğ ettiği gibi, gerekli açıklamasını, hatta uygulamasını da yapmıştır. Bu noktada bir sorun yoktur. Ama bu sorunun bittiği anlamına gelmez.

Peki, sorun nerede?

Sorun veya bu notadan sonra bize düşen vazife, onu doğru anlayıp doğru anlatmaktan, her çağın dili, üslubu, akıl ve idrak seviyesine göre o çağın insanlarına duyurup kavratmaktan başkası değildir. Sonucu ülkemizden başlayarak dünyaya uzanacak bir hayata hâkim olma ve uygulanma gereğini ifade eden bir anlama ve kavrama yani!

İşte asıl meselemiz!

Bugünlerde bol bol duyduğumuz “kutsal dava” diye haykıranlar acaba asıl meseleyi ne kadar anladılar?

Öyleyse ilk yapılacak meselemizi doğru anlamaktır. Araçlarla amaçları karıştıranlar, bütün emeklerimizi heba edebilirler. Doğrusu bundan dolayı büyük endişemiz var!

İkinci mesele şudur; bunu kimler yapacak?

Ciddi bir mesele. Öbür yazıya kalsın mı?