20 Ocak 2019
  • Adana10°C
  • Adıyaman2°C
  • Afyon5°C
  • Ağrı-14°C
  • Amasya4°C
  • Ankara6°C
  • Antalya11°C
  • Artvin4°C

VELÎ (EVLİYÂ) KİMDİR?

Hayrettin Karaman

11 Ocak 2019 Cuma 08:18

Merhum dava arkadaşım Bekir Topaloğlu İslâm Ansiklopedisi’nin ‘velî’ maddesinde şu açıklamayı yapmıştı:

“Abdülkerîm el-Kuşeyrî ‘velî’nin ‘yardımcı’ şeklindeki anlamını, ‘Allah velîlerinin O’nun dinine yardım etmeleri ve kendisine itaati temsil eden gruplar içinde bulunmaları’ şeklinde yorumlamıştır. Kuşeyrî’ye göre Allah’ın dost edindiği kimsenin alâmetlerinden biri O’nun tarafından kötülüklerden korunup arzularının yerine getirilmesi, diğeri de Hak dostlarının gönüllerine sevgisini yerleştirmesidir. Fahreddin er-Râzî, kulun velî isminden nasibinin Allah ile müşterek dostluğunun devamını sağlamak için kendisine düşen görevi yerine getirmesi olduğunu belirtir. Bu görev de Allah’tan başka her şeyden yüz çevirmek ve bütün varlığıyla O’nun azamet nuruna yönelmekle yerine getirilebilir.”

Hanefî Fıkhı’nın önemli kaynaklarından birinin (Raddu’l-Muhtâr) müellifi olan İbn Âbdîn de ricâlu’l-ğayb (görünmez ermiş görevliler); yani Kutub, ğavs, imâmân, ebdâl, evtâd, nukabâ, nucebâ, efrâd ve ahyâr hakkında bir risale (kitapçık) kaleme almış ve bu risalenin sonunda ‘velî’nin tarifi ve özellikleri hakkında bilgi vermiştir. Bu fakihe göre de yukarıda sıfat-isimlerini saydığım kişiler vardır, Allah Teâlâ bunları seçmiş, kendilerine bir takım görevler vermiş, bu görevleri ifâ edecek güç ve imkânı da bahşetmiştir. Bu görevler arasında bunalmış, çaresiz kalmış, yardıma muhtaç kullarına yardım da vardır.

En azından büyük bir Müslüman kitlenin inandığı, İslâm kültüründe önemli ölçüde yeri bulunan bu kişileri ve vazifelerini inkâr eden dinden çıkmaz ama, inananlar da Ehl-i Sünnet dairesinden çıkmış olmazlar.

Allah’ın ölmüş veya yaşayan kullarından yardım isteyen bir kimsenin dikkat etmesi, titizlik göstermesi gereken inanç ve davranış şudur: Normal olarak bir kulun gücü ve imkânı dışında olan bir şey kuldan istenmez, Allah’tan istenir. Normal olarak istenen şeyi yapabilecek birinden veya Allah tarafından kendisine müstesna bir güç ve imkân verildiğine inanılan bir kimseden (mesela gavsdan) yadım isteyen de, istediğini o kişinin değil, Allah’ın vereceğine, o kişiyi bu yardımı ulaştırmaya memur ve vasıta kıldığına inanmalıdır. Bu iki sınır çiğnenmedikçe şirke düşmek söz konusu olmaz.

Şirk ne zaman gerçekleşir?

Allah’tan istenecek bir şey kuldan istendiği, Allah’a yapılacak ibadet ve dua kula yapıldığı, Allah dilemedikçe ve izin vermedikçe kimsenin kimseye bir faydası olamayacağı inancından sapıldığı zaman şirke düşülür.

Bir de gaybı bilme ve Allah’tan gelen ilim (ledünnî ilim) konusu soruluyor.

İlm-i Ledün, Allah tarafından verilen, öğrenmekle değil, Allah’ın bildirmesiyle elde edilen bilgi demektir. Bu bilgiyi ikiye ayırmak gerekir: a) Allah’ın Peygamberlerine vahiy yoluyla verdiği bilgi. Vahiy Allah’tan olduğu için lügat manasında buna da Ledün İlmi denebilir. b) Hızır gibi bazı kullarına ilham ve keşif yoluyla verdiği bilgi. Bu ikinci çeşit bilginin sağlam kaynaklarla doğrulanmış olanı vardır; Hızır’ın ve Hz. Ömer’in bazı bilgileri böyledir, onaylanmış olmayanı vardır; bu da ümmetin sâlih fertlerinde (velilerde) olan ve ilhama dayalı bulunan bilgidir. İlm-i Ledün kimde olursa olsun vahye aykırı olmayacaktır; vahye aykırı olan bilgi kimden gelirse gelsin muteber değildir. Kur’ân-ı Kerim’de Kehf Sûresi’nde İlm-i Ledün ifadesi geçmektedir (18/ 65). Âyetin meâli şöyledir: “Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet vermiş ve yine tarafımızdan ona bir ilim öğretmiştik.” Devam eden âyetlerde Hz. Mûsâ ile bir süre yolculuk eden bu kulun (Hızır’ın), Allah’ın bildirmesi sayesinde, başkaları için gayb (gizli) olan bazı şeyleri bildiği anlaşılmaktadır. Bu bilgiyi Allah dilediğine verir, çalışmakla, ibadetle, başkaca beşeri mesailerle elde edilemez, biri diğerine aktaramaz.

Evliya olduğuna inanılan kimsenin sâhih İslâm inancına sahip olması, ibadetleri eksiksiz yapması, güzel ahlâklı olması, Peygamberimiz’i (s.a.) kendine örnek alması, herhangi bir günahta ısrar etmemesi şarttır. İmam-ı Rabbânî’nin deyişi ile “Peygamberimizin sünnetine kıl ucu kadar muhalif davranışta ısrar eden bir kimse havada uçsa, suda yürüse, kalpten geçenleri bilse bile velî değildir, onun kerâmet benzeri davranışları, çevresindekiler için bir imtihandır.”