20 Ocak 2019
  • Adana10°C
  • Adıyaman2°C
  • Afyon5°C
  • Ağrı-14°C
  • Amasya4°C
  • Ankara6°C
  • Antalya11°C
  • Artvin4°C

GENÇ BEYİNLER İÇİN İKİ TEHLİKE İDEOLOJİ VE MÜRİTLİK

Mehmet Ocaktan

11 Ocak 2019 Cuma 08:21

Türkiye’nin uzun yıllara dayanan tecrübelerini yakından okuduğumuzda, özellikle genç kuşaklar için ‘ideoloji’ ve ‘müritlik’ gibi iki önemli tehlikenin var olduğunu ve bu tehlikenin her dönemde yeniden nüksettiğini görürüz. Biliyoruz ki gerek zihinleri çoraklaştıran, hatta tutsaklaştıran ideolojik kamplaşmalar, gerekse kişilerin iradesini elinden alarak adeta zihinleri robotlaştıran müritlik anlayışı yüzünden bu ülke büyük acılar yaşamış ve genç insanlarını kaybetmiştir.

Elbette bunu söylerken genç insanların hiçbir dünya görüşünün olmamasını, ya da ruhi bir zenginlikten mahrum kalmasını istemek gibi bir niyetimiz olamaz. Tam aksine daha özgür ve bağımsız bir birey olabilmek için, zihin pencerelerini farklı bilgilere, farklı bakışlara açma zarureti bulunmaktadır.

***

Türkiye’nin son 40-50 yıllık toplumsal tarihini düşünün... Mesela ‘70’li yıllarda zihinleri belli ideolojilere kilitlenen genç kuşaklar, içinde bulundukları kampların dışında farklı bir dünyayı hayal bile edemedikleri için, sürüklendikleri ideolojik şiddet sarmalında gençlikleri solmuş, hayatları kararmıştır.

Şu günlerde Taha Akyol’un yeni çıkan “Hayat Yolunda Gençler İçin Anılar ve Öneriler” kitabını okuyorum. Taha Akyol, her satırı adeta Türkiye’nin toplumsal hafızası niteliği taşıyan ve bizzat yaşanan tecrübelerle örneklendiği çok kıymetli bir çalışma yapmış. 1970’li yıllardaki ideolojik örgütlenmelerin genç kuşaklarda ne tür tahribatlar yarattığını ayrıntılarıyla anlatan Akyol çalışmasında, devlet gücünü ele geçirmenin zehirli cazibesine ve ‘kainat imamı’ gibi mistik ve marazi hastalığa teslim olan FETÖ yapılanmasının Türk demokrasisinde ve toplumsal barışta nasıl derin yaralar açtığına dikkat çekiyor...

İdeolojik örgütlenmelerin, sık dokulu mistik grupların, cemaatlerin gençleri tuzaklara düşürüp ‘emir eri’ haline getirmek için beklediğine işaret eden Akyol can alıcı bir tespitte bulunuyor: “Faşist ve komünist örgütlerde de aynen böyledir, ideolojinin farklı olması, totaliter özü değiştirmiyor. Sadece örgütler değil... Adına Mehdi deyin, Kainat İmamı deyin, Führer deyin, Stalin’e söylenen ‘insanlığın bilim güneşi’ deyin, totaliter lider karizması birinci derecede önemlidir.”

Bu çerçevede, bazı yanlış anlamalara yol açmaması açısından bir geçeğin altını çizmekte de yarar var. Mesele cemaatlerin, tarikatların ve vakıf yapılarının olumsuzlanması değildir, kişilerin özgür iradesini elinden alan, zihinleri kalıplaştıran ve robotlaştıran marazi anlayışların toplumda yarattığı tahribatlardır. Biliyoruz ki, insanların aklını ipotek altına almayan ve bir gönül eğitimi özelliği taşıyan, ruh dünyalarını zenginleştiren sivil yapılar tarihimizde sosyal anlamda çok önemli görevler ifa etmişlerdir.

Ancak şu da bir gerçek ki, son dönemde oluşan cemaat ve tarikatların önemli bir bölümü bağımsız ve inisiyatif sahibi bir birey olmayı değil, insanları adeta nesneleştirerek kolay yoldan kurtuluş reçeteleri dağıtan yapılar haline gelmişlerdir.

Eğer zor zamanlarda sığınılacak bir liman arayan insanların dini duygularını istismar ederek, gizemli dini söylemlerle bir takım kutsallıklar oluşturursanız, böyle bir iklimde ya kendisini ‘Mehdi’ ve ‘Kainat İmamı’ olarak gören hastalıklı kişiliklerin peşinden koşan ‘ölüm mangaları’, ya da kafa kesen IŞİD’çiler yetiştirirsiniz.

Maalesef rasyonel aklın iptal edildiği, bilginin, liyakatin bir anlam ifade etmediği ve her şeyin “kutsal otoriteler”e havale edildiği dönemlerde yaşıyoruz. Ne yazık ki Allah’ın bahşettiği akıl ve irade devre dışı kaldığı içindir ki, “Peygamberi kamyonete bindiren” bir zihin fukaralığı bile insanları efsunlayabilmektedir.

Hasılı ideolojik örgütler de, “kutsal otorite” zihniyetine dayalı cemaat yapıları da bize yaşamanın değil, ölmenin faziletini anlatmaktadırlar. Taha Akyol’un ifadesiyle, “Bir dava uğruna yaşamayı değil, ölmeyi yüceltiyorlar!” Oysa Kur’an ve Hz. Peygamberin evrensel mesajı bize iyilikte, güzellikte yarışarak dünyayı imar etmemizi ve yaşanabilir bir dünya kurmamızı tavsiye etmektedir.