16 Şubat 2019
  • Adana5°C
  • Adıyaman0°C
  • Afyon-1°C
  • Ağrı-7°C
  • Amasya3°C
  • Ankara-1°C
  • Antalya10°C
  • Artvin3°C

ÇİFTÇİNİN GÜNAHI NE?

İbrahim Kahveci

12 Şubat 2019 Salı 08:35

Aslında bu işte sorumluluğum var. O yüzden bu konuya daha sıkça yer veriyorum.

Geçen yıl Haziran ayının sonlarında peş peşe “GIDA” sorununu işlemiştim. Kasım ayında soğan depoları basılırken de “depocular hain değil, asıl sorun rafta” diye yine ortalığı biraz karıştırmıştım.

Marketçi arkadaşlar kusura bakmasın, bu ‘Belediye Tanzim Satış’ işleri biraz da benim önerilerimle ortaya çıktı.

Hatta ortada daha isim yokken “HALK SEBZE” ismini de ilk olarak KARAR GAZETESİ sayfalarında açıkladı.

İşi dün kaldığım ve eksik bıraktığım yerden özetleyerek vereyim. Yanlış bir sistemle piyasayı yüksek fiyatlara mahkum ettik. Bedava ürün bulsak dahi bu sistemde pahalı tüketmek zorundayız.

Ve sistemi düzeltene kadar acil tedbir olarak alternatif satış kanalları uygulanabilir dedik.

Ama bugün bir noktaya dikkat çekmem gerekiyor. Belediye Tanzim Satış sistemi bir çok esnafı-pazarcıyı mağdur edecektir.

Rekabet eşitsizliği var.

Vergi sistemi de işin çabası. 

Oysa asıl sorun çiftçi tarafında. Maalesef bu taraf hiç gündeme gelmiyor.

Ucuz tüketim için tüketici sorunları hedefleniyor ama çiftçi ne olacak diye soran yok. Bakın dün de verdik tabloları. Çiftçi ürettiği ürünü enflasyonun çok altında satmak zorunda kalıyor. Hatta şimdi piyasa dengeleri bozulunca çiftçi daha da mağdur olacak.

Çok büyük bir tehlike var şu anda.

Belediye-kamu gıda sorununda tüketici kadar çiftçiyi de hedeflemelidir. Tüketici nasıl ki yüzde 40 daha fazla fiyat ödüyorsa, çiftçi de yüzde 35 daha ucuza mal satıyor.

Çiftçinin satış fiyatı da enflasyon karşısında dengelenmek zorunda.

Hem de şu an; hemen.

Eğer çiftçi satış fiyatları konusuna girmez ve en ucuzu almaya çalışırsak, bir süre sonra ortada üretici kalmayacak. Zaten çiftçi şu anda bile bir çok ürününü para etmediği için çöpe döküyor; ya da tarlada hasat etmeyip çürümeye bırakıyor.

Ve son nokta.

Belediye Tanzim Satış sistemi sadece ve sadece bir nefes aldırma hamlesi olarak görülmelidir. Şu kış günleri bitene kadar maksimum uygulanabilir. Ve bu süre zarfında dün bahsettiğim temel sorunların çözümü için zaman kazanılmış olur. Aksi halde bu iş uzar ve yayılır ise, serbest piyasayı hep beraber unutalım.

Lütfen sonu hüsran bitecek bir yeni problem yaratmış olmayalım.

YERLİ VE MİLLİ ÜRETİM

Bugünlerde yerlilik kavramı oldukça fazla önce çıkıyor. Lakin iki temel sorun hakkında gündeme yeni bilgiler vermek zorundayım.

Ülkemizde maalesef üretim değeri çok ciddi sorun olarak devam etmektedir. Her şeyden önce yerli üretim hak ettiği değeri bulamıyor. Bir çok değerli üretimlerimiz yerli marka olarak da ilgi görmüyor.

En başında kamu tarafında bunu görüyoruz.

İkinci sorun ise yerli ve milli üretim değerlerimiz sistem olarak sadece bankacılığa mahkum edilmiş durumda. Bugün her yer kredi-her yer faiz.

Burada sorun kredinin faiz oranı değil. Asıl sorun sistemin tek bir yere bağlanmış olmasıdır.

Sermaye piyasaları maalesef yeterli desteği sağlayamıyor. Orada da sistem maalesef sığlaştı.

Ama yeni kıpırtılar oluşuyor.

Durum şu: Verimsiz ve batma noktasına gelmiş olan halka açık şirketler yerine reel yatırım ortaklıkları geliyor. Bir bakıma risk sermayesi ortaklıkları.

Bu şirketler yerli ve milli üretim değeri olan firmaları buluyor ve dolaylı olarak halka açılmalarını sağlıyorlar. Bu sayede kazan-kazan formülü ile hem finansman sağlanıyor, hem de yeni pazar imkanları açısından kurumsallık oluşuyor.

Durum biraz karışık mı geldi? Bir örnekle açıklayayım: Tabiri caiz ise halka açık ama hiçbir kazancı olmayan şirket hisseleri satın alınıyor. Sonra bu şirkete sermaye konularak şirket avcılığına çıkılıyor.

Oluşturulan şirket avcısı ekipleri yerli ve değerli üretim yapan şirketleri bularak onlarla sermaye ortaklığına gidiyor. Böylece kamumun başaramadığı finansman modellerini özel sektör kendiliğinden çözmeye çalışıyor.

Konu hakkında ilerleyen günlerde ek bilgiler vermeye devam edeceğim. Şimdilik bu kadar diyelim.