21 Mart 2019
  • Adana25°C
  • Adıyaman17°C
  • Afyon12°C
  • Ağrı5°C
  • Amasya12°C
  • Ankara15°C
  • Antalya22°C
  • Artvin9°C

MİLLÎ EĞİTİM VE KÜLTÜRDE SINIFTA KALAN İKTİDAR…

Ahmet Doğan İlbey

17 Şubat 2019 Pazar 08:00

Evvel emirde söyleyelim: İktidar millî eğitim ve kültürde sınıfta kalmıştır. Yozlaşma son sürat devam ediyor…

Maalesef böyle…

Tanzimat’tan Kemalist Cumhuriyete kadar Batılı modernleşmenin kültür ve eğitimdeki tesiri iktidar eliyle postmodern yozlaşma olarak devam ediyor. Kemalizm artığı darbe ve vesayet rejiminden canı yanan üç kuşağın tercihen reyleriyle hükümet olan ve “İslâmcıların iktidarı” (bu ifade abartılı) diye tesmiye edilen iktidar bu meselelerde kendisinden bekleneni verememiş, hedefini tutturamamıştır. Millet nâmına üzücü bir durum bu.

Millî Eğitim ders kitaplarında bin yıllık İslâmlaşmış dimağ ve zihnimize hitap eden üç beş okuma parçası ve yazar dışında, Atatürkçü modernleşmeye dayalı edebiyat ve düşünce son sürat devam ediyor. Okullarda cinsiyet eşitliği projelerinin uygulanmaya konulması düşüncesi dahi korkunç bir şey. 

Üniversitelerin sayısı katlanıyor fakat içi boş… Millî muhtevadan yoksun olduğu gibi, talebelerin ve öğretmenlerin çoğunluğu arzu edilen millî mefahir vasfını haiz bir seviyede değil.

Bize ait Kültür Bakanlığı hâlâ yok… Opera, bale, Truva konserleriyle iştigal eden sözde kültür bakanlığı bu milletin irfanını temsil etmiyor. Sanki sömürge kültürünü taşıyan bir kurum.

Türkiye’de, sırtını on bir asırlık Müslüman Türk irfanına ve İslâm medeniyetine dayamış bir millî eğitim ve kültür bakanlığından bahsetmek zekâmıza ve aklımıza hakarettir. 

TRT’de, Batının âdeti olan yılbaşı dâhil çok zaman yabancı konserler öndedir. TRT-2 ‘nin “Kültür yayıncılığı tanıtımı” bir rezalet… Kültürün temsilcileri olarak sinema artistleri, piyano, seküler turistik yapılar yine ön plânda. Tanıtımın fon müziği bile ecnebi melodilerden seçilmiş. Arka fonda tanrıtanımaz Batı’nın taklidi çıplak kadın heykel resimlerinin de yer aldığı saçma sapan seküler resimler boy gösteriyor. Ne hüsnühat var, ne Selimiye, ne Süleymaniye, ne Yunus Emre, ne Âkif… Ne de Müslüman bir âlimin portresi…

Millî olana dair hiçbir şey yok… 

Bu hâliyle Türkiye’de yol, su, elektrik dışında çok şey değişmemiştir. Ahlâksızlık ve lümpenlik alabildiğine gidiyor. Câmiler ve başörtüsü serbest. Fakat iktidarın söylemi ve vaad ettiği Müslümanca ve hakça bir düzen hayatın bütün cephesine hâkim kılınamamıştır. Özellikle lise ve üniversite de dâhil gençlik kitlesinde yozlaşma son sürat…
Bütün olumsuzlukların müsebbibi elbette iktidar değildir. Her ahlâksızlık ve yozlaşma bu iktidar döneminde başlamıştır diyemeyiz. En az yüz elli elli yıldır sürüp gelen, Kemalist Cumhuriyet iktidarlarıyla da kökleştirilen olumsuzlukların üstesinden gelmek kolay olmasa gerek. 

Fakat milletçe desteklenen “Müslümanların iktidarı” (bu ifade problemli) denilen bu iktidar kendisinden beklenen sosyal, ahlâk, kültür, eğitim ve gençlik mevzularında radikal kararlar alamadığı bir gerçek… “Eski Türkiye” nin sosyal ve kültürel yozlaşma kaynaklarını kurutamamıştır.  Eğitime, aileye, gençliğe zarar veren ve dünyanın her yerinde görüldüğü üzere yozlaşmayı, suç işlemeyi artıran liberal, hürriyetçi anlayış ve hayata müdahale edememiştir. 
“Küresel” modern- kapitalizmin karşısında ayakta durmanın zorluğu bilinse de, dayanıklı olmak için radikal kararlar gerekli… Fazla demokrasi ve Avrupa Birliği kriterleri bu toplumu yozlaştıran en önemli saiktir. İktidar yanlış olan her şeye müdahale etmelidir. 

Yozlaşmanın merkezi olan televizyon dizilerine, üniversitelere ve ahlaksızlığı iş edinen her müesseseye, derneklere, faaliyetlere ve her yanlışa kanun gücüyle engel olmalıdır. Bunlar yapılmadığı müddetçe yozlaşmayı önlemek mümkün değil.  

Hülâsa ifadeyle Cumhuriyet Batılılaşmasının hedef tayin ettiği Avrupa modernleşmesinin neticesi olarak Türkiye’de toplum ve devlet düzeninin sekülerleşmesi mukaddesatçı-muhafazakâr iktidara rağmen ilerlemeye devam ediyor. 
İslâm değerlerini kamuya ve hayata dâhil edeceğini vaat eden iktidarın hâkim olduğu Türkiye’de Batı “uygarlığının” taklit ve taşıyıcılığının alabildiğine devam ettiğini görmek ne kadar acı! Batı’nın iki asırdır ihraç ettiği ahlâksız ve “tanrısız uygarlık” dinimizden neşet eden kültür, eğitim, ahlâk ve sosyal değerlerimizi ezip geçiyor. 
İktidar, ilkelerinde (o ilkeler Müslüman Türkiye’nin dâvası ve dirilişi ise şayet) kararlı ve radikal olmalı…