21 Mart 2019
  • Adana25°C
  • Adıyaman17°C
  • Afyon12°C
  • Ağrı5°C
  • Amasya12°C
  • Ankara15°C
  • Antalya22°C
  • Artvin9°C

BİZİM STATÜKOMUZ MU? FİKRİ HÜR OLMAK MI?

Halil Mert

17 Mart 2019 Pazar 07:16

“Süregelen düzenin korunması durumu, sürer durum…” demiş sözlükler statüko için..

Türkiye’nin Milli ve yerli cephesi için ise geçmişte, geleneksel değerler ve inanç sistemimize karşı rejimin dayatmalarına “statüko” diyorduk.

Gerçekten de sistem tüm toplum değerlerine müdahale ediyor ve dayatıyordu. Sistemin istediği kadar inanmalı, onun istediği gibi yaşamalıydık dinimizi. Geleneklerimize onun istediği kadar bağlı olmalıydık. Hatta sistem yeni gelenek ve değerler sistemi de dayatıyordu. Tüm bu toplumsal dayatmaların genel adıydı bir zamanlar statüko…

En genel anlamda ise, statüko oluştuysa eğer, orada FİKRİ HÜR, VİCDANI HÜR, İRFANI HÜR mülahazalardan söz edemezsiniz. Statükonun korunması tüm sistemler açısından önemlidir. Ancak bu tekâmülün önüne geçiyorsa burada bir sıkıntı var demektir.

Statükonun kaynağı da incelenmelidir. Eğer statüko halkın içinde gelişiyorsa bu zararı en az olandır. Çünkü oluşan statüko ile halkın sorunu ve çatışma alanı yok demektir. Ancak muhalif ve farklı görüşlere, eyleme dönüşmeyen müspet eleştirilere dahi tahammülü yoksa sıkıntı var demektir.

Diğer statüko kaynağı lideri çevreleyenlerdir. Bu duruma argoda “Kraldan çok kralcı olmak!” diyoruz. Bu statüko sahiplerinin topluma birden fazla zararı vardır. Birincisi, tekâmüle engel olmaları. Eleştiri ve gelişmeye karşı olmaları. Yerlerini ve makamlarını, hatta helâl olmayan bazı menfaatlerini kaybetme endişesi ile üretim dâhil, her türlü sosyal gelişmeye bilinçli ya da bilinçsiz engel olmaları. Karar vericilere doğru bilginin ulaşmasına engel olmaları. Lider ve tepe yönetimden gelen her şeyi menfaat ve süzgeçlerinden geçirerek aşağıdaki kadrolara ve halka yansıttıkları için halkta memnuniyetsizlik oluşturmaları. Eleştir ve sosyal katkı bekleme eğiliminde dahi olsa Lider ve yöneticilere teklif ve önerileri ulaştırmamaları. 

Çok kötü birkaç misal, Enver Paşa’nın ast birlik komutanlarınca yanıltılması, Saddam’ın aldatılması benzer özelliklerdir. Burada statüko sahibi kadrolar sistemin de çok sevdiklerini söyledikleri Liderlerinin ya da tepe kadroların altını elleri ile oyarlar. Toplumdaki memnuniyetsizliğin asıl sebebi kendileri olmalarına rağmen bu güruh sistemin kendi fedakârlıkları ile ayakta durduğu iddiasındadırlar. Elbette statükonun kaynaklarını birbirinden tamamen bağımsız görmek ya da ayırmak zordur.

Liderin kendisinden kaynaklanan statüko. Bu en kötüsüdür. İleri aşaması diktatörlüktür. Liderleri bazen şartlar sert ve keskin tedbirler almaya zorlar. Burada liderler kendilerine destek olan kesimler başta olmak üzere yönettikleri halka durumu izah etmelidirler. Yoksa oluşacak memnuniyetsizlik, iktidarın kaybına hatta sistem ve devletlerin içinde ciddi travmalara sebep olabilir. Bir ülkede her türlü memnuniyetsizlik o ülke için ciddi bir zafiyet alanıdır. Milli Güvenliği tehdit eder. Çünkü memnuniyetsizlik alanları düşmanların istismar ettiği en önemli unsur halini alır zamanla. 

Son dönemlerde ülkemizde de statüko sorunu oluşmaya başladığını değerlendirenler arasındayım. McKinsey olayı somut ve yakın bir örnektir. Maliye Bakanlığı’nın McKinsey ile anlaşmasına karşı çıkanları sayın bakan ihanetle itham etmişlerdi. Sayın Cumhurbaşkanımızın müdahalesi ile zannımca stratejik bir hatadan dönüldü.

Eleştirilenler eleştirenlerin mazisine ve niyetlerine bakmalıdır. İhanet suçlaması çok büyük bir ithamdır. “Bilmiyorlar, düşünemiyorlar, göremiyorlar vs.” gibi değerlendirmeler yapılabilir. Doğrudan ihanetle itham etmek… FETÖ’nün öğrettiği kötü sosyal alışkanlıklardan biri itham etmek, yargısız infaz etmek, suç uydurmak… Bir Müslüman bunların hiç birini yapamaz, yapmamalıdır. 

Aziz Milletim..

Statükoyu korumaya çalışmak mı, tekâmül, müspet teklif, olumlu eleştirilere dahi kapalı olmak mı? Burada her şeyde olduğu gibi denge çok değerli. Geçmişin hatalarına sahip çıkmak statükodur. Kaba tarafgirlik zulümdür. Her türlü kusura karşıdan sebepler üretmek, yanılgıya götürür.

Aziz Milletim…

Bu coğrafyada güçlü olmaktan, birlik beraberlik içinde olmaktan, çok çalışmaktan, üretmekten, teknolojiye sahip olmaktan başka çaremiz yoktur. Sadece hamaset Balkan Savaşları’nı hatırlatıyor. Yani hezimeti… Hamaset yanında ulviyet, gayret, fedakârlık, akıl, bilim ve imanla çok çalışmaya yöneltmelidir. Bizi ayıracak, fitne ve husumete sebep olacak statükoya ki sahibi kim olursa olsun, hayır!.. Müspet eleştiri, yapıcı gayret, tekamüle ve büyümeye katkıya evet..