18 Aralık 2017
  • Adana14°C
  • Adıyaman8°C
  • Afyon8°C
  • Ağrı-7°C
  • Amasya14°C
  • Ankara10°C
  • Antalya18°C
  • Artvin5°C

MEŞRU VE MAKUL OLMAYAN BAĞIMSIZLIK (2)

Hayrettin Karaman

12 Ekim 2017 Perşembe 07:47

Bir topluluğun, içinde yaşadığı ve vatandaşı olduğu ülkeden ayrılıp bağımsız olmayı istemesinin çeşitli sebepleri vardır; benim tahlil ederek bir sonuca ulaşmak istediğim sebep dinî olanıdır.

Bir Müslüman topluluk, halkının çoğunluğu Müslüman olmayan, bu yüzden düzeni de İslam dışı olan, buna ek olarak Müslümanların din özgürlüklerini kısıtlayan, başkaca da zulümler icra eden bir ülkeden ayrılıp bağımsızlık ilan ederler; bir şart da bağımsız yaşama imkanlarının mevcut olmasıdır.

Bu imkanlar nasıl mevcut olur?

Dünyada kendileriyle dayanışma yapılabilecek İslam ülkelerinin bulunmasıyla mevcut olur.

Adının başında İslam bulunan ülkeler ikiye ayrılıyor:

1.Bütünüyle İslâmî düzenin hakim olduğu ülkeler.

2.Resmi düzeni bütünüyle İslama dayanmasa da halkının çoğu Müslüman olan ve İslâmî hayatın kısmen de olsa yaşandığı ülkeler.

Bugün dünyamızda birinci sınıfa giren İslam ülkesi yok gibidir. Bazı İslam ülkelerinin anayasalarında “Devletin dini İslam'dır” yazılı olsa da hayatın çeşitli alanlarına ait düzenlemeler ve uygulamalara bakıldığında bu cümlenin bir slogandan ibaret olduğu görülür. Bizde de Cumhuriyetin ilk yıllarında anayasada böyle bir cümle var idi, ama hedef devletin ve halkın hayatından İslam’ı ya söküp atmak veya asgariye indirmek idi.

Bir zamanlar düzeni ve halkıyla Müslüman olmuş bir ülke sonradan ikinci sınıfa giren bir ülke haline gelmiş olsa bile fukahânın önemli bir kısmına (Hanefîler buraya dahildir) göre o ülke “savaş ve küfür ülkesi değildir” manasında İslam ülkesi olarak kabul edilmiştir.

Bu tabloya göre mesela Türkiye’de veya Irak’ta yaşayan Kürtler, yoğun olarak bulundukları bir bölgede bağımsızlık ilan ederlerse bunun İslâmî meşruiyeti şu soruların cevabına bağlıdır:

Türkiye ve Irak, yukarıda tanımladığımız manada bir “harp ve küfür ülkesi”miydi ki ondan ayrılmak istediniz?

Dayanışma yapacağınız İslam ülkeleri mevcut muydu, hangileridir. Yoksa mevcut İslam ülkelerinin başlarına çorap örmek, onları olabildiğince parçalamak ve birbirine düşürmek isteyen gayr-i Müslim ve İslam düşmanı veya sömürgeci ülkelerle mi gizli anlaşmalar yaptınız ve buna bel bağladınız?

İçinde bulunduğunuz ülke bir manada İslam ülkesi olsa da etnik grup olarak yalnız size zulüm ediyor, tabii haklarınızı vermiyordu da bunun için mi ayrılmak istediniz? Eğer sebep bu ise –ki, bu da dini bir sebeptir- ayrıldığınızda, bağımsız olduğunuzda haklarınızı alacak, mazlum ve mağdur bir kitle olmaktan kurtulacak mıydınız? Bunun dahili ve harici şartlarını hazırladınız mı?

Bu sorulara bizim verebileceğimiz ve tarafsız Müslümanların da katılacağını umduğumuz cevaplar ayrılmanın meşru ve makul olmadığı sonucunu veriyor.

Irak’ın kuzeyinde yaşayan Müslüman Kürt kardeşlerimize, attıkları adımı bir daha düşünmelerini ve yol yakında iken makul ve meşru olana dönmelerini tavsiye ediyorum.

Bir başka yazıda İslam ülkeleri arasında birlik nasıl olabilir konusunu ele alacağım.